Ana içeriğe atla

deneme


LİNÇ ( HİKAYELERİMDEN)


TAMAMLANAMAMIŞ ESKİ BİR HİKAYE... ( BAVULUMDAN) :)
TİMYA'NIN ÇOCUKLUĞUNDAN
Teneffüs de çocukların oyunlarını izliyordu ki, birden ortalığın savaş alanına döndüğünü gördü:
“ -bırakın beni, vurmayın! vurmasanıza, ben size ne yaptım?!” 5-6 çocuk bir araya toplanmış, ortalarına aldıkları tombul kız çocuğunu saçlarından çekiştiriyor, çimdikliyor, tekme atıyorlardı.  O da bir taraftan ağlıyor, bir taraftan bağırıyordu.

Bir sürü çocuk da etraflarını çevirmiş, bu manzarayı heyecanla izliyorlardı. Hatta aralarında alkış tutanlarda vardı. Bu tezahüratın asıl nedeni; şiddet uygulayan çocukların, kasabanın tanınmış ailelerinin ve okul öğretmenlerinin çocukları olma ayrıcalığıydı. Bir başka gün, kendilerinin de o kızın durumuna düşebileceklerini hissetmeleri, onları daha korkak ve yalaka yapıyordu.

Timya da onların arasındaydı, gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuş ve adil
olmayan bu kavgada mağdur olan kıza nasıl yardım edeceğini düşünüyordu. Önce kalabalık içinden, şiddetin başını çeken kıza yanaşıp, “-neden dövüyorsunuz?” diye
sordu. Kız, kurbanının saçını elinden bırakmadan, başını çevirip Timya’a ters ters baktı. “- Sanane!” Timya, sıranın kendisine de gelebileceğini sezerek hızla oradan ayrılıp, sınıf öğretmeninin yanına koştu ve belki de ömrü hayatının tek müzevirliğini yaparak durumu anlatmaya çalıştı. 
Kızı kurtarmayı başarmıştı ama, akşam okul çıkışı hızla sıvışmayı düşünürken, bir koluna belediye reisinin, diğer koluna öğretmenin kızı giriverdi. Arkasında da Mülki amirin kızı beliriverdi. Silkinmeye çalıştı ama, kızlar koluna öyle bir yapışmışlardı ki, kurtulması mümkün değildi. “- Biz seninle arkadaş olmaya karar verdik.” dedi, Reisin kızı. “ Sen de artık bizdensin.” Akıllarınca okul yakınında  bağırıp, çağırarak başkalarını yardıma çağırmasını önlemek için  Onu kandırmaya çalışıyorlardı. 
Birkaç defa daha silkelendi, kurtulamayınca da direnmekten vazgeçip, çaresiz onlarla
yürümeye devam etti. Etrafı mor salkımlı çiçeklerle çevrili ahşap köşkü geçerek yokuş yukarı tırmanmaya başladılar. Mor sümbüllerin eski köşkü ne kadar canlı gösterdiğini düşündü Timya. Her okul çıkışında imrenerek baktığı evle bir daha görmek kısmet olmayacakmış gibi sessizce vedalaştı. Okuldan uzaklaştıkça, koluna yapışan ellerin
kollarını mengene gibi sıkmaya başladığını, kaçmasının giderek imkansız hale geldiğini
umutsuzlukla fark etti. Etraflarındaki çocuk sayısı ise giderek kalabalıklaşıyordu. Yokuşun sonundaki  son beyaz evi de geçtikten sonra, mezarlığın karşısındaki düzlüğe ulaştılar. 



Düzlüğün tam ortasında, genç bir dut ağacının önünde durdular. Ve Timya’yı dut ağacına siyah önlüğünün kuşağıyla bağladılar. Bağlandığı mevkiden aşağıda kalan masmavi deniz görünüyordu. Dalgaların kayalara çarparken çıkardığı ses ona bir çağrı gibi gelirken, sular çekilmeden denize koşmak ve dalgaların peşinden sürüklenmek için şiddetli bir istek duydu. Kurtulmak için bir kez daha hamle yaptı, ama çocuklar o kadar sıkı bağlamışlardı ki belindeki kuşağı bir cm. bile gevşetemedi. Özgürlük, deniz, dalgalar, ulaşamayacağı mesafeden ona bakıyordu.   Çocuklardan biri yol kenarındaki fındık ağaçlarından ince, uzun bir dal kopardı, daldaki yeni filizlenmiş yaprakları temizleyerek belediye reisinin kızına uzattı. Küçük kız, kendine yaranmaya hazır ufaklığın uzattığı fındık çubuğunu alırken, başını belli belirsiz eğerek çalışkan kölesine teşekkür etti. Fındık Çubuğunu katı yürekli leydi edasıyla elinde çevirdi, sonra havada şöyle bir salladı.
Çubuğun hareketi havada ince, tiz bir ses çıkardı. daha önce fındık çubuğunun tadına bakmış olanların bedenlerinden soğuk, kısa bir titreme geçti. İnce ama sağlam çubuk göründüğünden daha çok acıtıyordu. Çubuğu ikinci kez havaya kaldırdığında hızla Timya’nın göğsüne indirdi. Sonra bacaklarına, kaba yerlerine vurmaya başladı. Yorulunca çubuğu diğer arkadaşına uzattı.  Timya, imdat diye çığlık atmak istiyor ama sesi bir türlü dışarı çıkmıyordu. Zaten çıksa da evler geride kalmıştı. Mezardaki ölüler ise sağır, dilsiz ve görünmezdiler, üstelik yerlerinde durdukları da şüpheliydi. Çoktan ruh olmuşlar, olamayanlar ise kemik tozuna dönüşmüşlerdi. Fındık çubuğu vücuduna inmeye devam ederken ölümü düşündü, mezarlık ve ölüm fikri Timya’ya köpekleri Dago’nun ağzında gördüğü iri bir kemiği çağrıştırdı. Bu irilikte, kocaman kemiğin ne olduğunu öğrenmek için nenesine sormuş, Nenesi de içini çekerek, kurbanda kesilen öküzün bacağı olduğunu söylemiş ve biz de öyle olacağız, demişti. Bu yüzden, eve dönüş yolunda, korkuyla yanından hızla koşarak geçtiği ama bugün tam karşısında bağlı kaldığı mezarlıktan ona yardıma gelen olmazdı.  Bulundukları yerde bir uçan daire alanı kadar düzlük vardı. Dut ağacı olmasaydı, küçük çaplı bir uçan daire düzlüğe konabilirdi. Ama dut ağacı dikilmiş ve uçan dairenin oraya konması engellenmişti. Şimdi de o dut ağacına Onu bağlamışlardı. Durumu tamamen ümitsizdi. Sırada bekleyen beş el parmak sayısı kadar çocuk Timya’ da şiddetin bulaşıcı hazzını deneyecek, denemeyen korkak sayılacaktı. Aralarında belki bir zaman birlikte oynadıkları arkadaşları da olacaktı. Çubuğu havaya kaldırırken, gözlerini kaçıracaklar ve belki de utanacaklardı ama yine de dışlanmamak adına, bir görevi yerine getirmek amacıyla suça iştirak edeceklerdi.   Düzlükten sonra yol  yokuş aşağı devam ediyordu. Evler yokuşun ilerisinden  başladığı için Timya’nın çığlıklarının duyulması mümkün değildi. Ve sadece içlerinden biri, bu eziyete tanık olmayı ret ederek, oradan ayrılıp, yardım istemeyi akıl etti. Otuza yakın çocuktan sadece biri… Timya, oraya koşarak gelip, çocukları kovalayan kadını ve her şeyi göze alarak, yardım isteyen kız çocuğunu hiç unutmadı. O birisi için başını derde sokmuştu, birisi de Onun için. Bir kişinin varlığı bile çocuk ruhuna umut verirken, diğerlerinin ne kadar kalabalık olduğunu düşünüp, o gece uyuyamadı. Annesi üzülmesin diye de yaşadıklarını kendisine sakladı. O günden sonra da çocuklarla arkadaşlık kuramadı. Gözleri hep sürünün dışında olanları aradı. Bulduğunda onların da kendisi gibi yaralanmış olduğunu hissederek, kolay dostluk kuramayacağını anladı. Aileden ve çevreden gelen avantajlarını, güçlerini, başka insanları ezmek için kullananlarla uğraşmaktan da vazgeçmedi. Yediği dayak, onu sindirmek yerine daha da direngen kılmıştı. Herkesin koşulsuz kabul ettiğini o sekiz yaşında sorgulamaya başlamıştı bile.

O çocuğun bağlandığı dut ağacı büyüdü



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Artık Bavulumda Bir Kitap Var

Yıllar önce yazdığım aşağıdaki yazıma bugün bir roman yazarak cevabımı verdim . Kitabıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Ayrıca D&R , hepsiburada,vb. Sitelerde kitabın ismiyle ararsanız ulaşabilirsiniz. https://www.idefix.com/Kitap/Mendrasenmendraya-Yolculuk/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001952351001 NEREDEYSE YAZMAKTAN VAZGEÇMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜM O YAZI YAZMAK; sürekli bir uğraştır. Vazgeçtiğin an hikaye senden giderek uzaklaşır... İnsanın iç hesaplaşması olan şeyleri bloglar aracılığıyla ortalığa saçmasına hep hayretle bakarken, bir de baktım ki ben de onlardan biri olma yolunda hızla ilerliyorum. Bu artık, kimse okusun veya okumasın yüksek sesle kendini anlatma durumu olarak mı tanımlanır, kestiremiyorum. Ama, artık kendime  kızmaya  başladığımı hissediyorum ve herkesten, hatta kendimden bile gizlediğim şeyleri buraya yazarak, kendimden intikam alıyorum sanki... Çünkü, 2007 yılından beri başladığım üç ayrı hikaye öyle ağır ilerliyor ki, artık kendime itiraf edip o b...

Emine Hatun’un Dileği

Emine Hatun, sabah ezanıyla birlikte uyandı, sabah namazını kıldıktan sonra her zamanki işine koyuldu.   Elinde zorlukla taşıdığı belli olan su bidonu ile ayaklarını sürüyerek, sokağın köşesine daha önce koyduğu su kabını doldurdu.   Komşuları,  önceleri su kaplarından şikayet etseler de zaman içerisinde ya alışmışlar, ya da insafa gelmişlerdi. Yüreklerinin bir yerlerinde, yıllardır tuhaf gözüyle baktıkları bu kadının Allah’a kendilerinden daha yakın olduğunu hissediyorlardı. O sabah her zamankinden daha yorgun hissediyordu kendini. Ama yine de iki ay önce doğum yapmış köpeğin yavrularını beslemeliydi.   Annenin sütü yetmiyordu. Komşular söylenmeye başlamışlardı yine.  “Onlara yemek verip, onları buraya sen alıştırıyorsun” diyorlardı.   O’da sıkılarak, “Onları ben getirmedim ki, anne köpek doğum yapacak başka yer bulamamış buraya doğurmuş, yakında belediyeden gelip alacaklar” diye cevap vermesine rağmen, belediyenin barınağında yavruların has...

MENDRAŞENMENDRA SERİSİNİN 2. KİTABI YOLUN SONU ÇIKTI

  Kurgu roman ve felsefe sever dostlarım, #YOLUNSONU romanımı  @40kitap_  yayınevinden %50 indirimli olarak alabilirsiniz. #kitapsevgisi  #ütopyalargüzeldir  #ütopya  #YOLUNSONU  #mendraşenmendrayayolculuk ÖNSÖZ Hayallerimin peşine takılınca kendimi uzak mı uzak bir galakside buldum. O kadar uzaktı ki, galaksinin adını Mendraşenmendra [N1]   koydum. Sonra insanları oraya göndermek istediğimde Einstein’ın hayalleri yol gösterse de, ışık tayfıyla uçabileceğimi fark ettim. Ama uçmadan önce Dünya’da keşfedilmesi gereken şeyler, atılması gereken adımlar vardı. Bu yüzden hikâyeyi ikiye böldüm.   “Mendraşenmendra’ya Yolculuk” romanımda gençlerin arayışlarını, keşiflerini, yaşamı anlama çabalarını yazarken, içimdeki ses onlara şöyle sesleniyordu: Hadi Gidelim! Timya, kuzeydeki bir ülkeden, kafasındaki binlerce sorunun cevabını bulmak için peşini bırakmayan köpeği Dago ile birlikte yolculuğa çıkarken, Nisa, benzeri nedenlerle batıdan yola çı...