Ana içeriğe atla

MENDRAŞENMENDRA SERİSİNİN 2. KİTABI YOLUN SONU ÇIKTI

 

Kurgu roman ve felsefe sever dostlarım,

#YOLUNSONU romanımı  @40kitap_  yayınevinden %50 indirimli olarak alabilirsiniz.

#kitapsevgisi  #ütopyalargüzeldir  #ütopya 

#YOLUNSONU  #mendraşenmendrayayolculuk

ÖNSÖZ

Hayallerimin peşine takılınca kendimi uzak mı uzak bir galakside buldum. O kadar uzaktı ki, galaksinin adını Mendraşenmendra[N1]  koydum.

Sonra insanları oraya göndermek istediğimde Einstein’ın hayalleri yol gösterse de, ışık tayfıyla uçabileceğimi fark ettim. Ama uçmadan önce Dünya’da keşfedilmesi gereken şeyler, atılması gereken adımlar vardı. Bu yüzden hikâyeyi ikiye böldüm.

 “Mendraşenmendra’ya Yolculuk” romanımda gençlerin arayışlarını, keşiflerini, yaşamı anlama çabalarını yazarken, içimdeki ses onlara şöyle sesleniyordu: Hadi Gidelim!

Timya, kuzeydeki bir ülkeden, kafasındaki binlerce sorunun cevabını bulmak için peşini bırakmayan köpeği Dago ile birlikte yolculuğa çıkarken, Nisa, benzeri nedenlerle batıdan yola çıkmıştı. Yolculukları boyunca; insanlığın doğayla, kendileriyle olan kavgalarına ve yardımlaşmalarına tanık olmuşlar, yol onları tahmin etmedikleri serüvenlere sürüklemişti. Kendileriyle ilgili çok önemli bilgilere ulaştıklarında ise, öğrendikleri, yaşamları boyunca inandıkları her şeyi değiştirecekti.

Onları, insanlığın bitmeyen savaşlarından, zalimliğinden uzak, bambaşka bir dünyaya götürmek istedim.

Dünya düzeni, insanların seçimlerine göre şekilleniyordu; “İyi ve Kötü” kavramları bile yer değiştiriyor, ilkel olan, medeni, medeni olan ilkel olabiliyordu. İnsanlığın gel-gitlerle dolu tarihi sürekli tekerrür ederken, onları merakla izleyen dünya dışı canlılar vardı.

İnsanlık, dünya dışı canlıların tehlikeli olup olmadığını tartışa dursun asıl tehlikeyi kendi içinde barındırıyordu: Coi (Council of the immortals-Ölümsüzler Konseyi) güçlendikçe dünyanın tamamını ele geçirirken, Nefes Kardeşliği, insanlar da dahil tüm canlılara nefes alacak alan açmak için örgütlenmeye başlamıştı.

Mendraşenmendra’ya Yolculuk kitabımın devamı olan “Yolun Sonu “ romanım ise üç bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölüm; Mendraşenmendra Galaksisi adını verdiğim Hayal Ülkesi’ni, Mendraşenmendra’nın formülü ile insanlığın kurtulabileceğini ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatan bir ütopya.

Bu Ütopya’da, Nana Gezegeni, uydusu Ekule ve Mohti İstasyonu’nda; Didilerin, tarihten çıkardıkları dersler sonrasında, sürdürülebilir bir barış ve uyum içinde yaşadıklarını anlattım.

Her canlının birbirine saygılı olduğu bir sosyal düzenin nasıl oluşturulabileceğine dair cevaplar ararken yoluma çıkan Spinoza, Kant ve adını sayamayacağım filozoflarla tartışırken kendimi yapay zekânın henüz üretilmemiş formunun içinde buldum. Bu yapay zekâ öyle tasarlanmıştı ki;  herkesin karakter özelliklerini hafızasına ekleyerek, tercihlerine dokunmadan, bir diğerine zarar vermeyecek çözümü bulmakta giderek ustalaşabiliyordu.

Çok canın bilgisini alarak, yaşamın adil bir şekilde düzenlenmesine yardım ettiği için ona çok can anlamına gelen Didoşuri adını verdim.

Unutmak mı, Hatırlamak mı?

Dünya’dan gelen Poppy unutmayı, Komendera hatırlamayı seçerek, karşılığında ödeyecekleri bedele hazır olup olmadıkları konusunda kendileriyle yüzleştiklerinde; “Ben olsaydım, hangisini seçerdim?” sorusu, başka bir evrene yolculuğun ötesinde insanın kendisine yapacağı yolcuğun da önemli olduğunu hatırlatıyor.

Dünya’dakinden çok daha gelişmiş işletim sistemi DİDOŞURİ’nin “Hayal Ülkesini” ustalıkla yönettiğini ve oradaki yaşamı nasıl kolaylaştırdığını anlatırken, sorunun yapay zekâda mı yoksa insanda mı olduğunu sorguluyoruz.

İkinci bölüm; Ğorğona Gemisi ile uzun bir seyahate çıkan Timya’nın sürprizlerle dolu karşılaşmalarının hayatını nasıl değiştirdiğine tanık oluyoruz. Gölgesi onu ele geçirirken, bambaşka bir Timya ile karşılaşıyoruz.

Karada ise karanlık bir güç giderek büyümektedir.     

Üçüncü Bölüm; Yolun Sonu’nda, İnsanların Dünya’da yaşam formları yok olurken kendi küçük dünyalarında debelenmeleri, doymak bilmeyen hırsları oldukça tanıdık gelecek.

Didiler, İnsanlarla ortak olan yanlarını ve farklılıklarını keşfederlerken, İnsanlar, seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşecekler ve sorgulayacaklar.

“İnsan soyu Platon’un mağarasından çıkabilecek mi?

“İnsanı nasıl bir evrim bekliyor?

“Kaos, sadece küçük bir hesap hatası mıdır?”

Sade ve sıradan bir kurguyla anlatmaya özen gösterdiğim her iki romanımı yazmamın ana nedeni; düşünürlerin, sadece küçük bir gurubun anlayabildiği insanlık tarihine dair gözlemlerini çok daha geniş kitleyle paylaşabilmek.

Düşünme yetisi, uykudan uyanırken tavanda gördüğümüz küçük bir karartı üzerine hayal kurarak başlar, sorularla gelişir, akılla kazanılır.   

Bugüne kadar İnsanlığın kendi sonunu hazırladığına dair çok şey yazıldı, söylendi… Bütün yaşamım bunu dert edinmekle geçti. Barış Gezegeni’ni Dünya’da kurduğumuzu hayal etmeden duramadığım için, benzer hayalleri olan insanlara ulaşmak için yazdım.

İnsan Soyu, geçmişinden ders alıp birlik olabilecek mi yoksa hep birlikte yok mu olacağız?

 [N1]Mendraşenmendra lazca : uzaktan da uzak


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Artık Bavulumda Bir Kitap Var

Yıllar önce yazdığım aşağıdaki yazıma bugün bir roman yazarak cevabımı verdim . Kitabıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Ayrıca D&R , hepsiburada,vb. Sitelerde kitabın ismiyle ararsanız ulaşabilirsiniz. https://www.idefix.com/Kitap/Mendrasenmendraya-Yolculuk/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001952351001 NEREDEYSE YAZMAKTAN VAZGEÇMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜM O YAZI YAZMAK; sürekli bir uğraştır. Vazgeçtiğin an hikaye senden giderek uzaklaşır... İnsanın iç hesaplaşması olan şeyleri bloglar aracılığıyla ortalığa saçmasına hep hayretle bakarken, bir de baktım ki ben de onlardan biri olma yolunda hızla ilerliyorum. Bu artık, kimse okusun veya okumasın yüksek sesle kendini anlatma durumu olarak mı tanımlanır, kestiremiyorum. Ama, artık kendime  kızmaya  başladığımı hissediyorum ve herkesten, hatta kendimden bile gizlediğim şeyleri buraya yazarak, kendimden intikam alıyorum sanki... Çünkü, 2007 yılından beri başladığım üç ayrı hikaye öyle ağır ilerliyor ki, artık kendime itiraf edip o b...

Şehirleri Şiir ile fethetmek

Şairin Romanı- Murathan Mungan Okuma yazma bilmeyen insanların bile ezberleyip şiir okuduğu, kahvelerde şiir şölenlerinin düzenlendiği, şiirlerin yarıştığı ve en güzel seçilen şiirin kale direklerine bayrak olarak asıldığı bir yerküreyi anlatmış Murathan Mungan. Yüzüklerin Efendisi’nde Tolkien, nasıl Orta Dünya olarak adlandırdığı bir yerde; Kötülerin Efendisi’ni Ortadünya’nın en küçük en zayıf türü olarak görülen ve olağanüstü yetenekleri olmayan Hobbitlerin cesaretine teslim ettiği gibi, Şair, Romancı Mungan, Şehirleri şiire teslim ediyor. İyi şair olamadığı için, eğitimci olmayı seçen Moottah şiirin insana kattığını şu sözlerle çok iyi ifade ediyor. “Hayvanlardan yayılan o olağanüstü kendiliğindenlik, o doğallık duygusu! Bakın hiçbir insan bunu taklit edemez. Hiçbir sanat o kadar doğal olamaz. Yalnızca hayvanlar o kadar saf ve doğaldır, insanoğluysa bir yapımdır. Biz de iyi yapım olmak için elimizden geldiği kadar çok şey öğreniyor, öğretiyoruz, değil mi çocukl...

ELVEDA GÜZEL VATANIM-AHMET ÜMİT

“Biz olmasak da fikrimiz iktidarda” Aralık 2015’ de çıkan Yazar Ahmet Ümit’in “Elveda Güzel Vatanım” kitabı okunması gereken kitaplar arasında ilk sıraya yerleşti.  Bugünü anlamak için, geçmişi iyi anlamak gerekiyor. Romanlar, tarihsel bir belge özelliği taşımasalar da; iyi bir yazar, tarihin eksik bıraktığını;   insan olgusunu, psikolojisini, toplumun ruh halini tarih kitaplarından çok daha iyi anlatabilir.   Her ne kadar kitap, “roman” olarak piyasaya sürülmüş olsa da; kurgu anı tadında mektuplardan oluşuyor ve yazarın denediği bu format, iyi bir okuyucu olarak, bana okurken “roman” okuyorum duygusunu vermedi. Romanda var olan diğer karakterlerin neler hissettiğinin tam bir muamma olarak kalması, hissettiğim en büyük eksiklikti. Yazar Ahmet Ümit, polisiye romanlarında ulaştığı çözümü, burada eksik bırakmış… Muhtemelen bunu da bilerek yapmış, çünkü, hala devam eden bir hikaye var… Ve bence yazar iyi bir şeyler yapmak istiyorsa, bu hikayeyi üçleme olarak rom...